Sayfamızı Takip Edin

Sayfamızı Takip Edin

Sayfamızı Takip Edin

13 Ağustos 2016 Cumartesi

Çocuklarda Saygı Eğitimi

Saygılı olmak iyi bir insanın taşıması gereken temel özelliklerden birisidir. Saygı insanın kendi kişiliği ile başkalarının kişiliğinin arasındaki sınırı bilip o sınırı aşmaması, kendi aleyhine dahi olsa başkasının hakkına, hukukuna özen göstermesidir. Her anne baba çocuklarının etrafa ve kendilerine karşı saygılı olmasını ister. Ancak saygının sınırının ne olduğu; kimlere, nereye kadar saygı gösterilmesi gerektiği konusunda bazı soru işaretleri olabilir.
Saygı ölçütleri kültürden kültüre farklılık gösterir. Bizim kültürümüzde yaşlılara saygı göstermek önemsenirken başka kültürlerde önemsenmeyebilir. Yine bizim kültürümüzde yardımlaşmak, ihtiyacı olanlara bağışta bulunmak çok önemlidir. Fakat örneğin Japonya’da yaşayan bir insana yardım etmek, para vermek onun kişiliğine yapılmış bir hakaret ve saygısızlık olarak kabul edilebilir. Saygı ölçütlerini bu kültürel farkları göz önüne alarak belirlemek gerekir.
Aynı kültürün içinde de ölçütlerde birtakım değişiklikler olabilir. Zaman içinde değer yargılarında değişmeler görülebilir. Örneğin itaat kültürü ve otoriteye gösterilen aşırı saygı kişinin özsaygısı aleyhine işlediği için bu konudaki ölçütleri yeniden düzenlemek gerekir.


Saygı Eğitiminde Yapılan Hatalar
Yukarıda ifade ettiğimiz gibi kültürümüzde itaat ve büyüklere saygı önemli bir yer tutar. Sadece büyüklere değil, nefes alıp veren her şeye saygılı olmak elbette çok güzel bir davranıştır. Ancak bunu özsaygıyı önemsememe noktasına götürmek kendine güvensiz, girişimci olmayan, inisiyatif kullanamayan, değişimi sorgulamayan, zora talip olmayan, yeteneklerini geliştiremeyen insanlar ortaya çıkarır. Baskıcı kültürel özelliklerimiz nedeniyle ailede baba baskısı şeklinde başlayan bu sürece ilerleyen yıllarda toplum baskısı, koca baskısı, kayınvalide baskısı da eklenir ve kişi kendi özsaygısını kaybeder, kendisini bir çeşit paspas gibi görür. Kendi kişiliğinin sınırlarını bilemeyen, sadece kurallara uymak zorunda hisseden ama kuralları sorgulamayan bir insan ortaya çıkar.
Anne babalar kendi haklarına sahip çıkabilen, silik olmayan, kendine güvenen çocuklar yetiştirmek isterler. Ama hayatın içinde yaşanan olayları alıp incelediğimizde genellikle o anda sorunu çözmek için çocuğun kendine güvenini zedeleyeceği tavırlar takınıldığını görürüz. İnsanların çoğu başkalarını kırmamak, gücendirmemek için kendi çocuklarını kırar ve çoğu zaman bunun yanlış bir davranış olduğunu fark bile edemez.
Çocuklara saygı eğitimini hak duygusuyla birlikte vermeliyiz. Çocuk hem kendi hakkını talep etme, hak arama becerisini kazanmalı, hem de başkasının hakkına zarar vermeme bilincini benimsemelidir. Çocuğa körü körüne itaat alışkanlığı kazandırmak yerine doğru olana, hakka, akla uygun olana saygı alışkanlığı kazandırılmalıdır. Çocuğun zihninde iyi-kötü, doğru-yanlış kavramlarının oluşması için ona kuralların nedenleri, gerekçeleri izah edilmelidir. Çocuk kurala anne babası öyle istediği için değil doğru olduğuna inandığı için uymalı, başka insanlara da bu motivasyondan hareketle saygı göstermelidir. Körü körüne uygulanan kurallarda neyin neden yapıldığı bilinmediği için tutarsızlıklar olacaktır. Aslolan çocukta kalıcı bir davranış değişikliği ve saygı bilinci geliştirmektir. Aksi halde çocuk sadece anne babasının yanında onların istediği gibi davranıp yalnızken canının istediğini yapabilir.
Çocuklarda saygı eğitiminde anne babaların tutumları çok önemlidir. Çocukların benmerkezci olduklarını biliyoruz. Benmerkezcilik, çocukların bencilce davranmalarına, hata yapmalarına neden olur. Çocuklar davranışlarının sonucunu düşünmeden hareket ederler. Kendilerini nasıl iyi hissederlerse öyle davranırlar. Çocuk için o anda korkunun gitmesi, incinme ihtimalinin ortadan kalkması, kendini daha iyi hissedebilmesi saygısız bir davranışta bulunması için yeterli nedendir. Davranışının iyi mi kötü mü olduğunu, uzun vadeli sonuçlarını düşünmez. O nedenle anne baba çocuğa doğru rehberlik yapma görevini yerine getirebilmelidir. Büyükler rehberlik rolünü doğru üstlenebilirlerse çocuk hayatı tanır; nerede, nasıl davranacağını öğrenir. Aileler saygısızlık, haksızlık yapan çocuğa mutlaka müdahale etmelidirler fakat bunu çocuğa konuyla ilgili farkındalık kazandırarak, yaptığının neden yanlış olduğunu anlatarak yapmalıdırlar. Çocuğun saygısızlık yapmayı bir yöntem haline getirmemesi, huy edinmemesi için çaba göstermek gerekir.
Aileler çocuğa saygının sınırlarını iyi çizmeli; nerede, ne yapılacağını öğretmelidir. Gülünecek yerde gülünecek, ağlanacak yerde ağlanacak, saygı gösterilecek yerde saygı gösterilecek gibi zaman kavramını iyi öğretmek gerekir. İnsanın kişilik gelişiminde sosyal sınırları çizebilmek çok önemlidir. 

Saygılı Davranarak Hakkını Aramak
Saygılı davranmayla hak arama arasındaki sınır önemlidir. Hak aramak illa ki zor kullanmak, şiddete başvurmak değildir. İyilik yapana iyilikle karşılık verilir. Kötülük yapana kötülük yapmak değil de haksızlık yapmamaya çalışmak, haksızlık yapmadan hatasını göstermek idealdir. Çocuğa sadece iyilere saygılı olmayı değil kötülük yapana haksızlık yapmama kaygısını da öğretmek gerekir.
Çocuklara haklarını ararken saygı sınırları içinde kalmayı öğretmek için anne babaların bu konuda da model olmaları gereklidir. Kavgacı bir ailede yetişen çocuk ister istemez bunun sorun çözmek için doğru yöntem olduğunu düşünür, öyle hareket eder. Nasıl ki aile içi ilişkilerde haklı olmak yetmiyor, haklı olanın kendisini doğru bir üslupla ifade etmesi gerekiyorsa aynı şekilde sosyal ilişkilerde de kullanılan yöntem önemlidir. İnsanların medeniyet ölçüsünü gösteren en önemli özellik doğru yöntemle hak arama bilinci ve hukuka saygı anlayışıdır. Hukukun geçerli olduğu toplumlarda haksızlığa uğrayan kişi, karşısındakinin boynuna sarılmaz. 

Hatayı Kabul Edebilmek
Günümüzde insanlar arasında yaygın olan bir tavır kişilerin haksız oldukları, hata yaptıkları durumlarda bunu kabul etmeme eğilimi göstermeleridir. Bu davranışın temelinde hata yapmanın insanın değerini azaltacağı düşüncesi yatmaktadır. Oysa ki hata yapmak çok doğal bir şeydir. Önemli olan insanın hatasını fark edip düzeltmesi ve aynı hatayı bir daha yapmamaya çalışmasıdır. Hiç kimsenin her durumda haklı olması mümkün değildir. Hatalı olduğu halde “ben hep haklıyım” duygusu içinde hareket eden insan çevresindekileri kendisinden uzaklaştırır.
Bazı insanlar teşekkür etmeyi ve özür dilemeyi zayıflık olarak görürler. Sürekli haklı olduklarını savunma çabası içindedir. Bu davranışın arkasındaki dinamiği araştırdığımızda şunu görürüz: Kendilerinde birtakım eksiklikler gören insanlar kontrolü başkalarına bırakmamak için sürekli haklı olduklarını kanıtlamaya çalışırlar. Daima kendisinin haklı, başkalarının haksız olduğunu kanıtlamaya çalışan kendini beğenmiş kişiler kendilerini yalnızlığa mahkum ederler. Halbuki bir insanın hatasını kabul etmesi kendisine değer katar ve başkaları tarafından daha çok sevilmesini sağlar. Yetişkinlerin bu bilinçte olup hem kendi sosyal hayatlarında hem de aile içi ilişkilerinde özür dilemeyi bilmeleri ve bunu uygulamaları, çocuklarına doğru örnek olma bakımından önemlidir. Hatasını kabul etmek hem hak duygusuna uygun bir davranıştır, hem de kişiye duyulan saygıyı arttırır.

1 Aralık 2015 Salı

Okul Öncesi Dönem Çocuklarda Görülen Davranış Bozuklukları Nedenleri ve Tedavileri

Davranışların çevrenin etkisiyle oluştuğunu ileri sürenlerin görüşleri doğru olsaydı, o zaman aynı çevre koşullarında yetişenlerin bu denli geniş davranış örnekleri sergilemesi nasıl açıklanabilirdi? Her iki görüşü savunanlar insanların yaratıcı kapasitelerini göz ardı ediyor. Ayrıca anne-babalar belli yaşların, karakteristik davranışları ile ilgili bir sürü şey işitiyor “Tüm beş yaşındakiler böyle yapar!”, “Meraklanma, bir aşamadan geçiyor!”, “Zorlu bir dönemdir iki yaş!”, “Onun yaşındaki tüm kızlar...” gibi... Oysa bu kurallara uymayan pek çok örnek vardır. Örneğin; iş birliğine yanaşmayan bir çok çocuğun büyüdükçe bundan sıyrılacağına, bunu bir yaşam biçimi haline getirdikleri görülür.
Cinsiyet rollerine ilişkin kalıplaşmış düşünceler de davranışların değerlendirilmesinde bizi etkilemektedir. Örneğin; kızların iş birliğine yatkın, oğlanların ise asi ve tembel olduklarını baştan kabullenmişizdir. Kızlar annelerine yardım ettiklerinde ödüllendirilmiş, kabul görmüşlerdir. Oğlanların bu tür işleri üstlenmeleri söz konusu değildir. Böyle süregelen cinsiyet rollere ilişkin kalıplar, bize doğal gelmektedir. Bununla birlikte çocukların olumsuz, iş birliğine yanaşmayan ve asi davranışlarını da normal kabul ettiğimiz bir gerçektir. Bu olumsuz davranışları değiştirmek için fazla bir çaba göstermeyiz. Burada sorun, insan davranışlarını iyi kavrayamamamızdan ve etkili bir iletişimin kurallarını bilmememizden kaynaklanıyor. Öncelikle çocuklarımızın davranış bozukluklarında; yaşlara göre belli karakteristikler gösterme zorunluluğu olmadığını iyice bilmemiz gerekiyor.
Bu tür davranışları beklememeli ve onaylamamalıyız. Çocuklarının davranışlarını ya da davranış bozukluklarını iyi kavramış olan anne-babalar, çocuklarını olumlu yönde iyi etkilemede başarılı olacaktır.İnsanlar düşünen, karar veren, toplumsal varlıklar olup, hayattaki başlıca amaçları bir yere, bir şeye ait olmaktır. Hepimiz sürekli olarak önemli bir yere gelmeyi ve bu yeri korumaya çaba gösteririz. Bu çabalar sırasında da önemine inandığımız duygu ve davranışlarımızı seçeriz.
Davranış bozuklukları çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı, iç çatışmalarını davranışlarına aktarması sonucu ortaya çıkar. Hırçınlık, sinirlilik, saldırganlık, inatçılık, yalan, çalma, küfür gibi davranışlar davranış bozukluklarına girer. Bir çocuğun davranışının bozukluk sayılabilmesi için bazı ölçütler gerekir. Bu ölçütler:
1-Yaşa uygunluk: Her gelişim döneminin kendine özgü davranışları vardır. Bu nedenle çocuğun içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilmek gerekir. Ör; 2 yaş çocuğu negativist,hareketlidir ve istenilen Şeyi yapmaz. Freud'un anal, Erikson'un özerkliğe karşı kuşku ve utanç dönemine rastlayan bu yaşlarda çocuk, özerk bir birey olduğunu öğrenir.Kendisi istemeyince altının değiştirilmesini istemez, öpülmeyi reddeder. 3-5 yaş çocuğu dikkat çekmek ister.Hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatabilir.Henüz yalanla yalan olmayanı ayırt edemezler. Bu nedenle  bu yaşlardaki çocukların anlattıkları yalan olarak kabul edilmezken, 11-14 yaşlarındaki çocuklarda görülen yalan normalden sapan bir davranış olarak kabul edilir.
2-Yoğunluk:Bir davranışın bozukluk olarak kabul edilmesindeki 2. Ölçüt yoğunluktur.Ör; 5 yaş çocuğunda öfke ve huysuzluk doğalken, bu davranış başkasına fiziki zarar verme Şekline dönüşürse, davranış bozukluğu kategorisine girer.
3-Süreklilik:Çocuğun belirli bir davranış türünü ısrarlı bir biçimde ve uzun zaman devam ettirmesidir.
4-Cinsel rol beklentileri: Erkeklerde kızlara oranla daha saldırgan olmaları beklenirken, davranışları ile erkeklere benzer saldırgan davranan kızların davranışları normalden sapan davranış kategorisine girer.
GENEL OLARAK DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ NEDENLERİ
-Dikkat çekmek:Çocuğa gerekli sevgi ve ilgi gösterilmediğinde ya da yeterli zaman ayrılmadığında dikkat çekmek için davranış bozukluklarına yönelir.
-Ebeveynlere karşı güç kazanma isteği:
-İntikam alma isteği: Özellikle dayak yiyen,sevgi verilmeyen çocuk ana-babasından intikam almak ister.aşırı otoriter ve baskıcı tutum, katı disiplin ana-babaya karşı öfke ve nefret duygularının gelişmesine ve buna paralel olarak başkaldırıcı bir bireyin oluşmasına neden olur.
-Yetersizlik:Çocuğun kendine güvensiz olması davranış bozukluklarına neden olur. Anne-babanın aşırı koruyucu, hoşgörülü tutumu, gerektiğinden fazla özen gösterilmesi fazla kontrol anlamına gelir. Sonuçta çocuk diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusal olarak çabuk kırılan bir kişi olur.Bu durum çocuğun kendi kendisine yetmesine olanak vermez ve davranış bozukluklarına neden olur.
Çocuklarda görülen uyum ve davranış bozuklukları aşağıdaki gibi sıralanabilir;

Altını ıslatma ( Enüresis ) ve dışkı kaçırma ( Enkoprasis ), Kekemelik, Parmak emme, Tırnak yeme, Fobiler ve korkular, Yeme bozuklukları ve iştahsızlık, Uyku bozuklukları, Mastürbasyon (kendi kendini tatmin etme), İçe kapanıklık, Çalma, Yalan söyleme, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite, Saldırganlık, Saç yolma,Uyur gezerlik, Bağımlılık, Aşırı inatçılık.

ÖZGÜVENİ YÜKSEK ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK

ÖZGÜVENİ YÜKSEK ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK
Oğlum Ahmet; evde kardeşi ve bizimle olan ilişkilerinde çok rahat bir çocuk, isteklerini kolaylıkla ifade edebiliyor. Ancak ev dışı ortamlarda, örneğin okulda, bir arkadaş toplantısında ya da bir başka evde çok farklı davranıyor, eğer ben yanındaysam yanımdan ayrılmak istemiyor, eteğime yapışıyor, diğer çocukların arasına karışması zaman alıyor. Diğer çocuklarla olan ilişkisini gözlemlediğimde, diğerleri ne derse onu yaptığını fark ediyorum. İstemediği bir şey olsa bile, sessizce uyum gösteriyor. Bir sorun yaşadığında örneğin kendi istediği bir şey olmadığında hemen yanıma koşuyor, oyuna tekrar katılmak istemiyor. Ayrıca; okul başarısı pek iyi değil. Aslında çok akıllı bir çocuk,ama öğretmen sınıfta varlığı ve yokluğunun bir olduğunu, derslere katılımının yok denecek kadar az olduğunu söylüyor. Geçen gün proje ödevi için çok güzel hazırlık yaptı, konu hakkında bizden bilgi aldı, birlikte araştırma yaptık, öğrendiklerini babasına çok başarılı bir şekilde aktardı, bizi şaşırttı. Ertesi gün öğretmeni ile konuştuğumda proje ile ilgili hiçbir şeyi sınıfta paylaşmadığını her zamanki gibi derse katılmadığını öğrendim. Çok üzüldüm. Bu çocuk neden böyle? Çok iyi yapabildiği şeylerde bile çekingen davranıyor, kendisini bir türlü ortaya koyamıyor. Oğlumun başarısız olma korkusu yaşadığını hissediyorum. Çünkü onunla konuştuğumda bana sürekli olarak "ya yapamazsam, ya başaramazsam, ya benimle alay ederlerse , ben hiçbir şeyi iyi yapamıyorum....." gibi şeyler söylüyor.
Yukarıda aktarılan örnek aslında pek çok aile ve öğretmenin karşı karşıya kaldığı bir durumdur. Bazı çocuklar, iyi yaptıkları bir konuda bile başarılı olamayacakları kaygısını yaşarlar ve bu kaygı onların o anki davranışlarını olduğu gibi kendilerini algılamalarını da olumsuz yönde etkiler. Aslında bu kaygılarının altında kendilerini değersiz hissetmeleri, kendi yeteneklerine güvensizlik inancı, bir başka değişle özgüven eksikliği vardır.
Özgüven; bir tutum,bir duygu, bir inançtır ve davranışlarla sergilenir. Kişinin kendi değerini bilme, kendisine sevgiyle, saygıyla ve dürüst bir şekilde davranabilme yeteneğidir. Özdeğer duygusu öylesine temel bir duygudur ki, nasıl bir kişi olduğumuzu, diğer insanlarla kurduğumuz iletişim biçimini, yaşamdaki yerimizi ve ondan neler beklediğimizi belirler. Bu nedenle; anne ve babaların ve eğitimcilerin en önemli amaçları kendi ayakları üzerinde durabilen, özgüven duygusu gelişmiş bireyler yetiştirmektir.

ÖZGÜVENİ YÜKSEK KİŞİLERİN ÖZELLİKLERİ
Özgüveni yüksek olan kişilerde dürüstlük, sorumluluk, kendine ve diğer canlılara şefkat ve sevgi, yeterlilik en belirgin özelliklerdir. Bu kişiler, önemli olduklarını, onlar var olduğu için dünyanın daha iyi bir yer olduğunu hissederler. Başkalarından çekinmeden yardım isteyebilir, yine de kendi kararlarını kendilerinin verebileceğini ve kendilerinin en iyi kaynak olduğunu bilir ve hissederler. Kendi değerlerinin farkında oldukları için, diğer insanların da varlıklarını ve değerlerini kolaylıkla kabul ederler. Her şeyi mükemmel yapamayacaklarını, eksikliklerinin,zayıflıklarının insanca özellikler olduklarını bilirler.

ÖZGÜVEN DUYGUSUNUN GELİŞİMİ
Dünyaya yeni gelen bir bebeğin hiçbir geçmişi, kendinle ilgili algısı, özdeğeri ile ilgili herhangi bir fikri yoktur. Bebek çevresindeki diğer insanların kendisine davranışları ve hareketleri ile verdikleri mesaja göre, özdeğer duygusunu edinmeye başlar.
Özgüven duygusunun ilk temelleri anne-bebek arasındaki iletişim sırasında atılmaya başlar. Özellikle annenin bebeğini beslediği süreç, bu anlamda önemlidir. Bebekler, annelerinin kendileri ile birlikte iken yansıttıkları temel duyguları (şefkat, sevgi, kaygı, telaş, öfke, üzüntü gibi) algılarlar. Bebeğin dış dünya ile ilgili ilk izlenimleri annenin yansıttığı duygular kanalı ile oluşur. Anne bebek için dış dünyaya açılan bir penceredir, bebek dış dünyayı bu pencereden annenin yansıttığı biçimde izler. Bebeğin dış dünyayı güvenilir, tutarlı, sıcak veya güvenilmez, tutarsız, soğuk bir yer olarak algılaması, annesi ile olan ilk duygu alışverişine bağlıdır.
Daha sonraki 5-6 yıl içerisinde ; aile ortamı, özgüvenin şekillendiği yerdir. Aile içinde kullanılan her kelime, mesaj, yüz ifadesi ,mimik çocuğa özdeğeri hakkında bir ileti gönderir.
Çocuk okula başladıktan sonra ise, diğer etkiler ortaya çıkar ama aile de önemli kalmaya devam eder. Dış dünya çocuğun ailede edindiği değer yada değersizlik duygusunu destekler. Örneğin aile ortamında değersizlik duygusu edinmiş bir çocuk, okulda herhangi bir konuda başarısızlıkla karşılaştığında bu başarısızlığını gözünde büyütür ve kendisi ile ilgili değersizlik duygusu pekişir. Buna karşılık aile içinde kendini değerli hisseden bir çocuk, karşılaştığı başarısızlıkları görmezlikten gelir, kendi özdeğeri hakkında karar verirken başarılı olduğu durumları değerlendirir.
Aile ortamında yapılacak bazı temel değişiklikler, çocukların kendilerini değerli bir birey olarak hissetmelerine katkıda bulunur. İletişimin net ve açık olduğu, duyguların dürüstçe ve korkmadan ifade edilebildiği , sorumluluğun gelişim düzeyi ve kişisel özelliklere göre dağıtıldığı aile ortamlarında çocuklar çok daha kolaylıkla özgüven duygusu geliştirirler. Böyle sağlıklı bir ortam yaratabilmek için, bazı somut öneriler işe yarayabilir. İşte bu önerilerden bazıları...

ANNE-BABALARA ÖNERİLER:
*Öncelikle; çocuklar arasında bireysel farklılıklar olduğunu unutmayın. Hiçbir çocuk özellikleri açısından bir diğer çocuğa benzemez. Her çocuk kendine özgüdür, bu özellikleri ile eşsiz ve değerlidir. Eğer siz çocuğunuzun bireysel özelliklerini takdir eder ve değer verirseniz o da kendi varlığına ve özelliklerine değer verir. Bunun en somut göstergesi çocuğunuzu bir başka çocukla asla kıyaslamamaktır. Eğer çocuğunuzu teşvik etmek istiyorsanız başka bir çocuğu örnek göstermek yerine, kendisinin daha önce yapmış olduğu bir şeyi örnek gösterin, yani kendi kendisi ile kıyaslayın. Örneğin; Piyano konseri öncesi çok kaygılı olan kızınıza " Bak Ayşe ne güzel hiç heyecanlanmadan çaldı sen ne diye heyecanlanıyorsun " demek yerine " Zeynep'çiğim, kaygılandığını görüyorum. Hatırlıyor musun geçen sene bütün sınıfın önünde şiir okuman gerekiyordu, o zaman da tıpkı şimdiki gibi kaygılı idin ama çok güzel şiir okumuştun ve seni çok alkışlamışlardı. Sen de kendini çok beğenmiştin.. Şimdi de bu işin üstesinden gelebilirsin,sana inanıyorum." diyebilirsiniz.
*Çocuğunuzu iyi tanıyın. Onun hangi alanlarda iyi olduğunu, hangi alanlarda desteğe ihtiyacı olduğunu gerçekçi bir biçimde değerlendirin. Zayıf oldukları alanlarda onları desteklemek için, iyi oldukları alanları örnek olarak kullanın. İyi oldukları alanlarda kendilerini gösterebilmeleri, zayıf oldukları alanlarda ise kendilerini denemeleri için güvenli ortamlar yaratın. Eleştirmek, yüzüne vurmak yerine, yapabildiğini değerlendirin ve onunda görmesini sağlayın. Unutmayın eğer siz yapabildiği kadarını görmez ve ona inanmazsanız o da yapabildiklerini görmez ve kendi gücüne inanmaz.
Çocuğunuzun iyi yapabildiği şeyler, ya da ilgi duyduğu alanlar mutlaka vardır. Bunların neler olduğunu tespit edin ve bu alanlarda daha iyi olabilmesi için gerekli koşulları sağlamaya çalışın. Çocuklar genellikle ilgi duydukları alanlarda daha iyi performans sergilerler. Bu nedenle, ilgilerinin ne olduğunu belirlemek çok önemlidir.
*Çocuğunuzun geliştirilmesi gereken alanları için birlikte bir plan yapın. Planınızda küçük hedefler belirleyin. Bu hedeflere ulaşmasında ona destek verin. Örneğin herhangi bir derste başarısız ise ve bu durum onu etkiliyorsa, bu konuda neler yapabileceğinize birlikte karar verin ve küçük adımlar belirleyin. (önce öğretmenle görüşme, çalışılacak konuları saptama, çalışma programı düzenleme, ekstra destek ihtiyacının olup olmadığını belirleme vb.) Sizin problemlerin üzerine giderken çözüm odaklı yaklaşımınız, hedef belirlemeniz ve bu konuda ona destek vermeniz, onda problemin çözülemez olduğu inancını yıkacak ve çaba harcama isteği doğuracaktır.
Çocuğunuza mutlaka çeşitli alanlarda sorumluluklar verin. Bu sorumlulukların onun yaşına ve gelişimine uygun olmasına dikkat edin. Sorumluluklarını yerine getirirken onu izleyin, takdir edin, gerekli yerlerde destekleyin. Sorumluluk duygusunun gelişimi, çocuğun kendisini yeterli hissetmesi ve özdeğer duygusunun gelişimi ile yakından ilgilidir.

Çocuğunuzun; ev ve okulun dışında farklı sosyal aktiviteler, sosyal gruplar gibi değişik ortamlara girmesi ve bu ortamlarda kendini gösterebilmesi için fırsatlar yaratın. Böylece, çocuğunuzun alışkın olmadığı yeni ortamlara uyum sağlama becerisini geliştirmesine katkıda bulunmuş olursunuz. Yeni, farklı ortamlarda başarılı olma duygusu, çocuklarda kendilerine güven duygusunu arttırır. Örneğin; çocuğunuzun bir yaz kampına katılması ya da daha önce hiç denemediği bir sosyal aktiviteye başlaması ona çok şey kazandırabilir.